top of page

Yeme Bozukluklarında Kültürün Etkisi

  • 27 Nis
  • 3 dakikada okunur

Uzun yıllar boyunca yeme bozukluklarının yalnızca Batılı, yüksek gelirli ülkelerde yaşayan genç kadınlara özgü bir kültürel sendrom olduğu düşünülüyordu. Ancak güncel bilimsel araştırmalar bu görüşün sınırlı olduğunu göstermektedir. Yeme bozuklukları yalnızca belirli bir coğrafyaya ait değildir; kültürleri aşan bir ruh sağlığı sorunudur.

Modern dünyada yaşanan sosyal, kültürel ve ekonomik değişimler; beden algımızı ve yeme davranışlarımızı derinden etkilemektedir. Ayrıca yeme bozuklukları, ruhsal bozukluklar arasında en yüksek ölüm oranlarından birine sahip olması nedeniyle ciddi bir sağlık sorunu olarak kabul edilmektedir.



Yeme Bozuklukları Nedir?

Yeme bozuklukları, kişinin yemekle, beden algısıyla ve duygularıyla kurduğu ilişkinin zorlandığı karmaşık ruhsal durumları ifade eder. Bu durumlar yalnızca yeme davranışlarıyla sınırlı değildir; stresle başa çıkma ve duygu düzenleme süreçleriyle de yakından ilişkilidir.

En sık görülen yeme bozuklukları şunlardır:

  • Anoreksiya nervoza: Yoğun kilo alma korkusu, ciddi kilo kaybı ve beden algısında bozulma ile karakterizedir.

  • Bulimia nervoza: Tekrarlayan aşırı yeme atakları ve ardından kusma ya da aşırı egzersiz gibi telafi davranışları görülür.

  • Tıkınırcasına yeme bozukluğu: Kısa sürede kontrol kaybı eşliğinde aşırı miktarda yeme ile tanımlanır.

  • OSFED (Tanımlanmamış yeme bozuklukları): Belirli tanı kriterlerini tam karşılamasa da klinik düzeyde zorlanma yaratan durumları kapsar.



Türkiye’de ve Dünyada Görünüm

Türkiye’de üniversite öğrencileri arasında teşhis edilmiş yeme bozukluğu oranı yaklaşık %1–2,2 arasında değişmektedir. Ancak bozulmuş yeme tutumlarının oranı çok daha yüksektir ve bazı çalışmalarda genç kadınlar arasında %17’ye kadar ulaşabilmektedir. Bu durum, yeme bozukluklarının çoğu zaman görünenden daha yaygın olduğunu ve buzdağının görünmeyen bir kısmının bulunduğunu göstermektedir.

COVID-19 pandemisi bu alanda önemli bir dönüm noktası olmuştur. Türkiye’de pandemi sürecinde yeme bozukluğu nedeniyle yapılan klinik başvuruların %133 oranında arttığı bildirilmiştir. Aynı dönemde vakaların büyük bir kısmını OSFED tanısı oluşturmuştur.

Küresel düzeyde ise farklı dinamikler öne çıkmaktadır:

  • Asya ülkelerinde yeme bozukluklarındaki artış, ekonomik gelişim, kentleşme ve modernleşme ile ilişkilendirilmektedir.

  • Japonya ve Çin’de oranlar Batı ülkeleriyle benzer seviyelere yaklaşmıştır.

  • Filipinler’de erkekler arasında yeme kontrolü ve bulimik davranışların arttığı görülmektedir.

Bazı kültürlerde yeme davranışı yalnızca beden algısıyla değil; dini, etik ve toplumsal değerlerle de şekillenebilmektedir.



Kültür, Beden ve Kimlik

Amerika Birleşik Devletleri’nde yapılan çalışmalar, yeme bozukluklarının farklı etnik gruplarda farklı biçimlerde ortaya çıkabildiğini göstermektedir. Beyaz popülasyonda anoreksiya oranları görece sabit kalırken; Latin ve Siyah Amerikalı gruplarda bulimia ve tıkınırcasına yeme bozukluğu oranlarında artış gözlemlenmektedir.

Bazı topluluklarda daha kıvrımlı beden idealinin korunmasına rağmen, obezite ile birlikte tıkınırcasına yeme riskinin yüksek olması; kültürel, sosyal ve ekonomik faktörlerin yeme davranışı üzerindeki güçlü etkisini ortaya koymaktadır.

Küresel ölçekte iki temel dinamik dikkat çekmektedir:

  • Kentleşme ve hareketsiz yaşam tarzı

  • Yüksek kalorili ve işlenmiş gıdalara kolay erişim

Bu değişimlere, medya ve moda endüstrisi aracılığıyla yayılan ince beden ideali eşlik etmektedir. Geleneksel olarak sağlık ve refahla ilişkilendirilen dolgun beden algısı, yerini giderek daha dar ve ulaşılması zor bir ideal görüntüye bırakmaktadır.

Bu durum yalnızca fiziksel değil; psikolojik bir baskı da yaratır. Bireyler sadece zayıf olmak için değil, bu ideale ulaşamadıklarında hissettikleri yetersizlik, utanç ve stres nedeniyle de yeme davranışlarında zorlanmalar yaşayabilir.


Sonuç: Bireysel Değil, Kültürel Bir Mesele

Bugün yeme bozuklukları dünyanın birçok yerinde farklı biçimlerde ortaya çıkmaktadır. Türkiye’den Japonya’ya, Suudi Arabistan’dan Amerika Birleşik Devletleri’ne kadar milyonlarca insan bu zorlukla mücadele etmektedir.

Bu nedenle yeme bozukluklarını yalnızca bireysel irade ya da diyet başarısızlığı üzerinden açıklamak yetersizdir. Bu durum, biyolojik, psikolojik ve kültürel katmanların iç içe geçtiği bir ruh sağlığı sorunudur.

Beden algısı yalnızca aynada gördüğümüzle değil; içinde yaşadığımız kültürle de şekillenir.

Ve bazen iyileşme, yalnızca bireyi değil, bu algıyı üreten sistemi de anlamakla başlar.


Yazar: Eda Ayşe Yıldırım

Tasarım: Bedia Taş


Kaynakça


Kayano, M., Yoshiuchi, K., Al-Adawi, S., Viernes, N., Dorvlo, A. S. S., Kumano, H., Kuboki, T., & Akabayashi, A. (2008). Eating attitudes and body dissatisfaction in adolescents: Cross-cultural study. Psychiatry and Clinical Neurosciences, 62(1), 17–25. https://doi.org/10.1111/j.1440-1819.2007.01772.x


Melisse, B., Gulec, H., & Sternheim, L. (2025). Understanding eating disorders in the Middle East: Body dissatisfaction and westernization in Saudi Arabia andTurkey. Journal of Eating Disorders, 13(284). https://doi.org/10.1186/s40337-025-01469-7


Öğütlü, H., Parlak Gözükara, Ö., Genç, A., Akman, A. Ö., Çöp, E., Isayeva, A., & McNicholas, F. (2025). Presentations of eating disorders among youth in Türkiye before and after COVID-19: Lessons learned for the future. Journal of EatingDisorders, 13(292). https://doi.org/10.1186/s40337-025-01475-9


Pike, K. M., Hoek, H. W., & Dunne, P. E. (2014). Cultural trends and eatingdisorders. Current Opinion in Psychiatry, 27(6), 436–442. https://doi.org/10.1097/YCO.0000000000000100


 
 
bottom of page