top of page

Nutrigenetik: Beslenme Kılavuzu



Nutrigenetik: Bedenin Beslenme Kılavuzu Parmak İzi Gibidir 


Sağlıklı beslenme konusunda sayısız öneri duyuyoruz; kimi sütü hayatından çıkarıyor, kimi  glutensiz beslenmeye geçiyor, kimi omega-3’ü artırarak zihinsel berraklık arıyor. 

Ama çoğu zaman gözden kaçırdığımız önemli bir gerçek var: 

Her beden aynı kurallarla çalışmaz. Herkes aynı tabağa baktığında aynı biyolojik cevabı vermez. Bu farklılıkların temelinde yalnızca alışkanlıklarımız değil, bedenimizin bize miras bıraktığı  küçük genetik nüanslar bulunur. 

Tam da burada karşımıza iki önemli alan çıkar: nutrigenetik ve nutrigenomik. 

• Nutrigenetik, genlerimizin besinleri nasıl işlediğini inceler. 

• Nutrigenomik ise besinlerin hücrelerimizde hangi genleri “açıp kapattığını” araştırır. Basitçe söylemek gerekirse: 


Gen → Besin (nutrigenetik) 

Besin → Gen (nutrigenomik) 

Bu iki alan birlikte bize şunu anlatır: 

Beslenme, göründüğünden çok daha kişisel bir deneyimdir.  

Aşağıda bu kişiselliğin üç somut örneğini göreceksiniz: laktoz, gluten ve omega-3. 


1. Laktoz: Sindirebilmek Bir Modernlik, Sindirememek Bir Miras 

Süt içtiğinizde karın ağrısı, şişkinlik veya gaz yaşıyor musunuz? 

Eğer öyleyse yalnız değilsiniz. Dünya yetişkin nüfusunun yaklaşık %65–70’i, yaş ilerledikçe  süt şekerini (laktoz) parçalayan laktaz enzimini yeterince üretemez. 

Bu durum, LCT geni ile ilgilidir. 

Bazı kişilerde çocukluktan sonra bu genin aktivitesi azalır → laktoz sindirilemez. Bazılarında ise gen yetişkinlik boyunca aktiftir → laktoz sindirilebilir. 

Yani herkesin sütle ilişkisi aynı değildir. Süt, kimine iyi gelirken kimine “ağırlık” verir. 


Meraklısına: Laktoz İntoleransı Bir Hata Değil, Tarihsel Miras 

Çoğu kişi laktoz intoleransını bir “eksiklik” gibi görür. Oysa biyolojik olarak normal olan,  yetişkinlikte laktozu sindirememektir. 

10.000 yıl önce, tıpkı diğer memeliler gibi, insanlar da sütten kesildikten sonra laktaz üretmeyi bırakırdı. Süt zaten erişilebilir değildi; enerjiyi başka işlere ayırmak gerekiyordu. Sonra bir şey değişti: Tarım ve hayvancılık başladı. 

Yaklaşık 7.000 yıl önce, hayvanların evcilleştirilmesi ile taze süt kıtlık dönemlerinde hayat  kurtaran bir besin haline geldi. Tam bu dönemde genetik bir “anahtar” ortaya çıktı: LCT geninin kontrol bölgesinde bir  mutasyon, laktaz üretiminin yetişkinlikte de devam etmesine izin verdi. 

Bu anahtara sahip olanlar avantaj sağladı → hayatta kaldı → özelliği aktardı. 

Yani: Laktozu sindirebilmek modern bir genetik başarı; sindirememe ise atalarımızdan kalan kadim  bir mirastır. 


2. Gluten Hassasiyeti: Her Bağırsak Aynı Ritmi Tutmaz 

Bazen bir ekmek diliminden sonra gelen halsizlik, şişkinlik ya da karın ağrısı yalnızca  yorgunluk değildir. Beden, kendi dilinde bir şey söylemeye çalışıyor olabilir. Gluten bazı insanlarda bağışıklık sistemini daha hızlı harekete geçirir. Bu durum çölyak hastalığından tamamen farklıdır; “non-çölyak gluten duyarlılığı” daha hafif,  ama günlük yaşamı etkileyebilecek fizyolojik bir tepkidir. Genetik, bu tepkinin belirleyicisidir.Bazı bireylerde glutenle karşılaşınca bağırsak duvarı daha kolay hassaslaşır; bu da hem  sindirimde hem enerji dengesinde bozulmaya neden olur. 

Doğru yaklaşım şudur: 

Bedenin fısıltılarını dinlemek. Bazıları için çözü çözümü glutenli yiyecekleri azaltmaktır; bazıları için farklı tahıllara  yönelmek rahatlama sağlar. Kimsenin bağırsak ritmi aynı değildir. 


3. Omega-3: Bedenin İçindeki Küçük Fabrikanın Hızı 

Omega-3 yağ asitleri sağlığın temel yapı taşlarından biridir. Ancak herkes bu yağ asitlerini aynı verimlilikte kullanamaz. Bitkisel kaynaklardan aldığımız omega-3, “hammadde” gibidir. Vücudun bunu kullanışlı bir forma dönüştürmesi gerekir. Bu dönüşümü yapan sistemi şöyle düşünebilirsiniz: 

Bedenin içinde küçük bir fabrika çalışanları var. Bu fabrikanın hızını ise FADS1 ve FADS2 adı verilen genler belirler. 

• Bazı kişilerde bu fabrika hızlı ve verimlidir → bitkisel omega-3 kolayca dönüştürülür. 

• Bazılarında ise fabrika yavaş çalışır → ne kadar hammadde gelse de nihai ürün  yeterince oluşmaz. 

Bu nedenle: 

• Vejetaryen biriyseniz 

• Fabrikanız genetik olarak yavaş çalışıyorsa 

doğrudan hazır form olan EPA/DHA kaynaklarına yönelmek daha etkili olabilir. Genetik, sadece neyi tükettiğimizi değil, ne kadar verimli kullandığımızı da belirler. 


4. Diyetler Neden Herkeste Aynı Sonucu Vermiyor?

Şu artık çok net: 

• Popüler diyetler 

• Komşunun çok övdüğü yöntemler 

• “Mucize liste” adı verilen kalıplar 

Herkes için geçerli değildir. 

Çünkü beslenme evrensel değil, bireyseldir. Genlerimiz, tıpkı bir parmak izi gibi, benzersiz bir kullanım kılavuzu taşır. Birine iyi gelen yiyecek, diğerinin bedeninde alarm sistemi kurabilir. Birinin enerji veren gıda, diğerinde yorgunluk yaratabilir. Beslenmenin kişiselleştirilmesinin bilimsel nedeni tam da budur. 


5. Sonuç: Kendi Genetik Kılavuzunu Keşfetmek 

Nutrigenetik ve nutrigenomik bize şunu öğretiyor: “Doğru beslenme” evrensel bir kural değildir. Her beden kendine ait bir biyolojik ritme sahiptir. 

Bedenimizin sinyallerini gözlemlemek, bilimsel verilerle kendi iç dünyamızı birleştirmek ve  beslenmeyi kişisel bir yolculuk olarak görmek, sağlıklı yaşamın gerçek anahtarıdır. 

Peki sen, kendi genetik kullanım kılavuzunun ilk sayfasını ne zaman açacaksın? 


KAYNAKÇA 

• Corella, D., & Ordovás, J. M. (2011). Nutrigenomics in cardiovascular medicine. Circulation:  Cardiovascular Genetics, 4(4), 512–521.

• Ingram, C. J., Mulcare, C. A., Itan, M. C., Thomas, M. G., & Swallow, D. M. (2009). Lactase  persistence and the origins of dairying: open questions and new insights. Evolutionary Biology,  36, 157–168. 

• Lattka, E., & Illig, T. (2013). Genomics of the n-3 fatty acid metabolism. Current Opinion in  Lipidology, 24(1), 31–38. 

• Patterson, E., Wall, R., Fitzgerald, G. F., Ross, R. P., & Stanton, C. (2012). Health implications of  high dietary omega-6 fatty acids. Journal of Nutrition and Metabolism

• Sapone, A., Bai, J. C., Ciacci, C., Dolinsek, J., Green, P. H. R., Hadjivassiliou, M., Hill, I. D.,  Kaplan, C., Kabbani, K., Rostami, A., Schuppan, D., Sulkanen, K., Murray, J. A., & Fasano, A.  (2012). Spectrum of gluten-related disorders: consensus on new nomenclature and  classification. BMC Medicine, 10(1). 

• Simoons, F. J. (1978). The geographic hypothesis and the incidence of adult lactose intolerance.  The American Journal of Digestive Diseases, 23(11), 963–980. 

• Swallow, D. M. (2003). Lactose intolerance. In The molecular basis of disease (pp. 209-223).  Landes Bioscience.


İçerik: Melisa Altaş

Tasarım: Rabia Kübra Tanrıverdi


 
 
bottom of page