Dinleyen Ama Hissetmeyen: Yapay Zeka ile Dertleşmek
- 26 Mar
- 3 dakikada okunur

Bir sohbet penceresinin ardında sizi dikkatle dinleyen, hatta anlıyor gibi görünen bir yapay zekâya duygularınızı açtığınız oldu mu? Dijital çağda bu artık uzak bir olasılık değil. Bilgiye eriştiğimiz gibi, duygularımızı da teknoloji aracılığıyla ifade edebiliyoruz. Ancak yapay zekâyı bir “psikolog” gibi konumlandırmak, düşündüğümüzden daha karmaşık ve riskli sonuçlar doğurabilir.
Terapi; danışanın duygusal, bilişsel ve davranışsal deneyimlerini keşfetmesine yardımcı olan profesyonel bir süreçtir. Terapötik ilişki ise bu sürecin merkezinde yer alan, güvene ve karşılıklılığa dayalı bir bağdır (APA). Bu ilişki yalnızca destekleyici sözlerden ibaret değildir; terapist gerektiğinde danışanın kaçındığı alanlara da nazik ve yapılandırılmış biçimde temas eder. Değişim çoğu zaman tam da bu güvenli karşılaşmaların içinde mümkün olur.
Yapay zekâ ise empatiyi dil düzeyinde taklit edebilir; ancak terapötik ilişkinin temelini oluşturan karşılıklılık ve duygusal düzenleme kapasitesine sahip değildir.
Ergenler ve Yapay Bağ Riski
Pavone, Zocchi ve Ferraro’nun (2023) çalışması, özellikle ergenlik döneminde yapay zekâ destekli psikoterapinin risklerine dikkat çekiyor. Ergenlik, benlik gelişiminin kırılgan olduğu bir dönemdir. Bu dönemde gençler ilişkileri kolayca idealize edebilir ve bağa yoğun anlam yükleyebilir.
Yapay zekâ dilsel düzeyde “anlaşılma” hissi yaratabilir; ancak bu bağ karşılıklılıktan yoksundur. Araştırmalar, gençlerin chatbot’lara aşırı güven geliştirdiğinde gerçek sosyal ilişkilerden uzaklaşma ve duygusal düzenleme becerilerinde zayıflama riski taşıyabileceğini gösteriyor. Terapötik bağın yerini tutmayan bu deneyim, bazı gençlerde boşluk hissini derinleştirebilir.
Duygusal Yatırım ve Hayal Kırıklığı
Basu ve Cao (2025), yapay zekâ chatbotlarının özellikle hassas dönemlerde “yanında biri varmış” hissi verdiğini; ancak kriz anlarında aynı duyarlılığı sürdüremediğini vurguluyor. Bazı kullanıcıların yapay zekâyı arkadaş, sırdaş hatta terapist figürü gibi konumlandırdığı görülmüş.
Ancak sistemin sınırlı bağlamsal empati kapasitesi, duygusal kopuş riskini beraberinde getiriyor. Özellikle depresyon, yalnızlık veya bağlanma hassasiyeti yaşayan bireylerde bu kopuş ani hayal kırıklığı ve değersizlik hissi yaratabiliyor. Yapay zekâ duyguyu analiz edebilir; fakat duyguyu taşıyamaz.
Yapay Zekâ Terapistin Yerini Alabilir mi?
Zhang ve arkadaşları (2024), yapay zekânın veri analizi ve örüntü tanımada son derece güçlü olduğunu kabul ediyor. Dilsel işaretleri tarayabilir, duygu değişimlerini saptayabilir. Ancak psikoterapi yalnızca veri analizi değildir.
Psikoterapi; terapistin duygusal alanı düzenleme kapasitesiyle, sessizliklere verdiği anlamla ve karşılıklı varoluş deneyimiyle şekillenir. Yapay zekâ sözcükleri anlamlandırabilir; fakat insanın varoluşsal deneyimini hissedemez.
Bu nedenle yapay zekâ klinik süreçleri destekleyen bir araç olabilir; ancak terapötik ilişkinin yerini alamaz.
Kırılgan Gruplar İçin Daha Büyük Risk
Literatür, yapay bağ deneyiminin herkesi eşit etkilemediğini gösteriyor. Ergenler, yalnızlık yaşayan bireyler, bağlanma hassasiyeti olanlar ve travma geçmişi bulunan kişiler yapay zekâya daha hızlı güven atfedebiliyor. Ancak tam da bu gruplar, karşılıklılık eksikliği nedeniyle daha derin hayal kırıklığı yaşayabiliyor.
En çok desteğe ihtiyaç duyan bireylerin, en büyük kopuş riskini taşıması önemli bir etik soruyu gündeme getiriyor.
İnsani Bağın Yerini Hiçbir Algoritma Alamaz
Son yıllarda bazı bireylerin yapay zekâyı terapist ya da arkadaş gibi konumlandırdığına dair haberler dikkat çekiyor. Bu örnekler, teknolojinin duygusal alanımıza ne kadar kolay sızabildiğini gösteriyor. Ancak ruhsal destek ihtiyacı, karşılıklılık içeren insani bir temas gerektirir.
Gerçek terapötik bağ; güvenin, kırılganlığın ve karşılıklı tanıklığın ürünüdür. Bir algoritma doğru cümleleri kurabilir. Ancak o cümlelerin ardındaki nefesi, ses tonundaki titremeyi ve sessizliğin anlamını hissedemez.
Sonuç
Yapay zekâ ruh sağlığı alanında erişilebilirliği artırabilir ve bu önemli bir avantajdır. Ancak erişilebilirlik, insani bağın yerini almamalıdır.
İnsan yalnızca bilgiyle değil, ilişkiyle iyileşir.
Terapide iyileştirici olan şey, söylenen cümleler kadar; o cümlelerin bir insan tarafından, bir başka insana yöneltilmesidir.
Yazar: Eda Ayşe Yıldırım
Tasarım: Bedia Taş
Kaynakça
Basu, R., & Cao, L. (2025). Addressing the emotional and ethical risks of using AI chatbots in psychotherapy. Innovapath Journal of Interdisciplinary Research, 2(1), 62.
Zhang Z and Wang J (2024) Can AI replace psychotherapists? Exploring the future of mental health care. Front. Psychiatry 15:1444382. doi: 10.3389/fpsyt.2024.1444382
Pavone, V., Zocchi, M., & Ferraro, G. (2023). Psychotherapy, artificial intelligence and adolescents: Ethical aspects. Journal of Preventive Medicine and Hygiene, 64(4), 3135.
